Görme Engelliler İçin Teknoloji Nereden Nereye Geldi?

Arada yaklaşık yirmi yıllık bir teknoloji serüveni var.

Bu süre içerisinde yalnızca bilgisayarlar, telefonlar ve kullandığımız programlar değişmedi. Bir görme engelli olarak benim teknolojiyle kurduğum ilişki de değişti. Bu değişimin önemli bir bölümünü kendi hayatımda yaşadım.

Windows XP, JAWS ve MSN yılları

2007 yılından itibaren Windows XP kullanıyordum. Ekran okuyucu olarak ise JAWS’ın 5 ve 7 sürümlerinden yararlanıyordum.

Türkçe sentezleyiciler o yıllarda da vardı. Ancak bunlara ulaşmak ve uygun bir Türkçe ses bulmak bugünkü kadar kolay değildi.

İnternet üzerinden iletişimde ise MSN Messenger hayatımızdaydı. Ben MSN’i JAWS ile oldukça rahat kullanabiliyordum. Kişi listesinde dolaşabiliyor, gelen mesajları okuyabiliyor ve arkadaşlarımla yazışabiliyordum.

Bugün eski bir yazılımdan söz edildiğinde onun erişilebilirliğinin de kötü olduğu düşünülebilir. Fakat benim MSN deneyimim böyle değildi. MSN, kullandığım JAWS sürümleriyle benim açımdan oldukça erişilebilirdi.

Yıllar içerisinde bunun tersini de gördüm. Bir yazılımın eski olması onun mutlaka erişilemez olduğu anlamına gelmediği gibi, yeni olması da her zaman daha erişilebilir olduğu anlamına gelmiyor.

MSN’in son dönemlerinde Skype kullanmaya da başladım. Ardından Facebook’u kullanmaya başladım. Facebook’un o dönemki arayüzü oldukça basitti ancak benim kullanımımda MSN kadar erişilebilir değildi.

Demek ki yalnızca sade bir arayüz hazırlamak yeterli değildi. O arayüzün ekran okuyucuyla nasıl çalıştığı da önemliydi.

2010: İnternette içerik üretmek ve radyo yayıncılığı

2010 yılına geldiğimizde teknoloji benim için yalnızca iletişim kurduğum bir araç olmaktan çıkmaya başlamıştı.

Sadık abimle birlikte bir forum sitesinde içerik oluşturuyor, konular açıyordum. O yıllarda bugün üzerinde bu kadar konuştuğumuz “erişilebilirlik” kavramını henüz bilmiyordum. Aslında ekran okuyucu kullanıyor ve erişilebilir teknolojilerden yararlanıyordum ama bütün bunların daha geniş bir erişilebilirlik alanının parçası olduğunu bilmiyordum.

Aynı yıl internet radyoculuğuna merak saldım.

Radyo Bilgi Damlacıkları’nda yayın yapmaya başladım. Yayın için kullandığım program SAM2 idi. SAM2’nin ekran okuyucuyla pek çok erişilebilirlik sorunu vardı ancak bu sorunlar yayın yapmama engel olmadı.

Daha sonra görme engelliler tarafından kurulmuş olan Radyo Görenparmak’ta da kısa süre yayın yaptım. Buradaki yayın hayatım çok uzun sürmedi ve tekrar Radyo Bilgi Damlacıkları’na döndüm. Radyo kapanana kadar SAM2 ile yayın yapmaya devam ettim.

Bu dönem benim için farklı bir kapı açtı. Bilgisayarı artık yalnızca bilgiye ulaşmak veya insanlarla mesajlaşmak için kullanmıyordum; internet üzerinden yayın yapabiliyor ve kendi içeriğimi insanlara ulaştırabiliyordum.

Radyo daha sonraki dönemde kapandı ve ardından teknolojiyle arama uzun bir süre mesafe girdi.

2011: Windows 7, JAWS 11 ve Aylin

2011 yılında Windows 7’ye geçtim. Ekran okuyucu tarafında JAWS 11 kullanmaya başladım. Türkçe ses olarak ise Aylin’i kullanıyordum.

İlk dönemlerde Türkçe sentezleyicilere ulaşmanın zorluğunu düşündüğümde, benim açımdan bu da bir değişimdi. İşletim sistemleri yenilenirken ekran okuyucular ve kullandığımız Türkçe sesler de gelişmeye devam ediyordu.

Ekran okuyucu teknolojisinin geçmişi ise benim bilgisayar kullanmaya başladığım yıllardan çok daha eskiye uzanıyor. IBM’in erişilebilirlik tarihçesine göre Jim Thatcher ve görme engelli çalışma arkadaşı Jesse Wright, DOS üzerinde ekrandaki bilgileri sentetik sesle aktaran bir ekran okuyucu geliştirmişti. Erişim yalnızca sesle de sınırlı kalmadı; yenilenebilir Braille ekranları yıllar içinde dijital metnin dokunarak okunabilmesini sağlayan önemli teknolojilerden biri hâline geldi.

Ben ise bu uzun teknolojik gelişimin daha sonraki döneminde JAWS ve Türkçe sentezleyicilerle bilgisayar kullanıyordum.

2014: Bilgisayardan cebe geçiş

2014 yılı benim açımdan başka bir değişimin yaşandığı dönem oldu. Akıllı telefon kullanmaya ve TalkBack’ten yararlanmaya başladım.

İlk zamanlarda telefonu kullanmakta zorlandım. Bunun temel sebebi TalkBack’in erişilemez olması değildi. Daha önce dokunmatik telefon kullanmadığım için dokunmatik ekrana alışmam gerekiyordu.

Fiziksel tuşlarla kullanılan telefonlardan, ekrana dokunarak ve parmak hareketleriyle yönetilen bir telefona geçmek yeni bir kullanım biçimini öğrenmek anlamına geliyordu. Zaman içerisinde buna alıştım.

Sonra WhatsApp kullanmaya başladım.

MSN döneminde birisiyle internet üzerinden mesajlaşmak istediğimde bilgisayarın başına geçmem gerekiyordu. WhatsApp’la birlikte iletişim artık bilgisayara bağlı değildi. Telefonum yanımdayken istediğim yerde mesajlaşabiliyordum.

Benim için akıllı telefonların getirdiği en büyük özgürlüklerden biri buydu: İletişimin bilgisayar masasından cebime taşınması.

Bu değişim aslında daha geniş bir mobil erişilebilirlik dönüşümünün benim hayatımdaki karşılığıydı. Apple, 2009 yılında iPhone 3GS’yi tanıtırken VoiceOver ekran okuyucusunu telefona yerleşik olarak sunmuş ve görme engelli kullanıcıların telefon görüşmesi yapma, e-posta okuma, internette gezinme, müzik dinleme ve uygulamaları kullanma gibi işlemleri gerçekleştirebilmesini hedeflemişti.

VoiceOver ve TalkBack gibi mobil ekran okuyucuların gelişmesiyle görme engelliler için ekran okuyucu kullanımı bilgisayar masasından akıllı telefonlara da taşındı.

Instagram, fotoğraflar ve kendi çözümümü bulmak

Daha sonra Instagram kullanmaya başladım.

Başlangıçta Instagram’da da zorlandım fakat zaman içerisinde kullanmaya alıştım. Kendi içeriklerimi paylaşmaya başladığımda ilk dönemlerde daha çok kendi fotoğraflarımı paylaşıyordum.

Fakat benim açımdan bir sorun vardı: Galerideki fotoğrafları birbirine karıştırmadan yönetebilmek.

Bunun için kendime basit bir yöntem geliştirmiştim. Telefonumda yalnızca kendi fotoğraflarımı tutuyordum. Bir fotoğrafı Instagram’da paylaştıktan sonra o fotoğrafı telefondan siliyordum. Böylece galerideki fotoğrafları karıştırma ihtimalimi azaltıyordum.

Aynı dönemde YouTube’u da kullanıyordum ancak bugünkü gibi içerik üretmek için değil, yalnızca müzik dinlemek için.

Bugünden o yıllara baktığımda görsel içerik konusunda yaşanan değişim özellikle dikkatimi çekiyor.

Yapay zekâ destekli görsel tanıma ve betimleme teknolojileri artık bir fotoğrafın veya başka bir görselin içeriği hakkında açıklama üretebiliyor. Google’ın güncel TalkBack desteğinde de üretken yapay zekâ kullanılarak daha ayrıntılı görsel açıklamalar alınabiliyor. TalkBack’in yeni sürümlerinde Gemini aracılığıyla ekrandaki bir görsel hakkında ek sorular sormak da mümkün hâle geldi. Google’ın bu özelliklerle ilgili bilgilerine Android Erişilebilirlik Yardımı üzerinden ulaşılabilir.

Elbette yapay zekânın oluşturduğu açıklamalar her zaman doğru olmayabilir. Yine de benim kendi deneyimimdeki değişim oldukça büyük.

Bir zamanlar fotoğrafları karıştırmamak için telefonumdaki galeriyi belirli bir düzende tutarken bugün bir görselin içeriğinin teknoloji tarafından betimlenebildiği bir dönemdeyiz.

“Nereden nereye geldik?” sorusunun benim hayatımdaki en somut örneklerinden biri belki de budur.

2017: Teknolojiye yeniden dönüş

2017 yılında yeni bir bilgisayar aldım ve teknolojiyle daha yoğun ilgilenmeye yeniden başladım.

Windows 10’a geçtim. JAWS 18 kullanıyor, Türkçe ses olarak Vocalizer Yelda’dan yararlanıyordum.

Bu dönemde bilgisayarı daha aktif kullanmaya ve yeni şeyler öğrenmeye başladım. Ücretsiz hizmetlerden yararlanarak küçük radyo ve forum kurma denemeleri yaptım.

Her denemem başarılı olmadı. Fakat denedikçe yeni şeyler öğreniyordum. Bir şey olmadığında başka bir yol deniyor, tekrar araştırıyor ve yeniden uğraşıyordum.

Bu yaklaşım daha sonraki yıllarda da değişmedi.

Pandemi dönemi: RadioBOSS ve NVDA

Pandemi döneminde radyo yayıncılığı yeniden hayatıma girdi. Bu kez Özgün Radyo vardı ve yayın için RadioBOSS kullanıyordum.

SAM2 ile yaşadığım deneyimden sonra RadioBOSS benim açımdan çok daha erişilebilirdi. Parçalar üzerinde efekt kullanabiliyor, radyo bilgilerini girebiliyor, mikrofon seçebiliyor ve mikrofonun ses seviyesini daha rahat ayarlayabiliyordum.

Böylece yalnızca yayın yapabilmek değil, yayının teknik ayrıntıları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak da mümkün hâle gelmişti.

Aynı dönemde birisinin tavsiyesi üzerine NVDA’yı kullanmaya başladım.

İlk başlarda NVDA bana biraz karışık geldi. Kullanmaya devam ettikçe alıştım ve zaman içerisinde bana daha rahat ve daha hafif gelmeye başladı. Kendi kullanımımda bilgisayarın daha seri çalıştığını hissettim.

NVDA ile benim tanışmam pandemi döneminde olsa da NVDA’nın geçmişi çok daha eski. NV Access’in kendi tarihçesine göre Michael Curran, ücretsiz NVDA ekran okuyucusunu Nisan 2006’da geliştirmeye başladı ve daha sonra James Teh projeye katıldı.

Dolayısıyla NVDA ben kullanmaya başlamadan yaklaşık on beş yıl önce ortaya çıkmıştı.

Bu da teknolojinin başka bir yönünü gösteriyor: Bir teknolojinin geliştirilmiş olmasıyla bizim o teknolojiyle tanışmamız aynı zamanda gerçekleşmeyebiliyor.

2022: Kendi web sitem

Yapay zekâdan önce de ücretsiz hizmetleri kullanarak web sitesi kurma denemelerim olmuştu.

2022 yılında Sadık abimle yeniden görüşmeye başladık. Teknolojiyle uğraştığımı gördü ve bana destek olarak ahmetcabitci.com sitesini sıfırdan kurdu.

O dönemde alan adı yönlendirmenin nasıl yapıldığını bile bilmiyordum.

Öncelikle siteye içerik girmeyi ve içerik yönetimini öğrenmeye başladım. Bir zamanlar forum sitesinde konu açıp içerik oluştururken artık kendi adıma açılmış bir internet sitesinde içeriklerimi yayımlıyordum.

2023: Sunucu tarafına doğru

2023 yılında ahmetcabitci.com’dan ahmetcabitci.com.tr alan adına geçtik. Bu geçişi Sadık abimin desteğiyle birlikte gerçekleştirdik.

Aynı yıl sunucu tarafında da yeni şeyler öğrenmeye başladım.

Bilgin Yılmaz abi bana TeamTalk sunucusunun nasıl kurulacağını anlattı. Ben de anlattığı adımları uygulayarak kurulumu gerçekleştirdim.

Bu ayrıntıyı özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü bugün yapay zekâdan çok fazla yardım alabiliyoruz ve geçmişe bakarken bütün öğrenme sürecinin yapay zekâyla başladığı gibi yanlış bir izlenim oluşabilir.

Benim teknoloji yolculuğum böyle başlamadı.

Sadık abimden öğrendiğim şeyler oldu. Bilgin Yılmaz abiden TeamTalk kurulumunu öğrendim. Daha sonra TTMediaBot’u kurup çalıştırmayı Ali Anbazak’tan öğrendim.

Birileri bana yol gösterdi, ben uyguladım ve zaman içerisinde öğrendiklerimin üzerine yenilerini ekledim.

2024: Yapay zekâyla tanışmam

ChatGPT’yi ilk kez 2024 yılında kullanmaya başladım.

İlk başlarda küçük sorular soruyordum. Daha sonra karşılaştığım teknik sorunlarda da kullanabileceğimi fark ettim. Sunucu problemlerini anlamak ve çözmek için yararlanmaya başladım. Ardından Python öğrenirken de yapay zekâdan destek almaya başladım.

Benim için yapay zekâ, teknoloji yolculuğumun başlangıcı değil; zaten devam eden öğrenme sürecime eklenen yeni bir araç oldu.

Daha önce bir sorun yaşadığımda birisine soruyor, internette araştırıyor veya deneme yanılma yoluyla öğreniyordum. Bunların yanına artık istediğim zaman soru sorabildiğim başka bir kaynak eklenmişti.

Fakat yapay zekânın verdiği cevapların da her zaman doğru olmayabileceğini zaman içerisinde gördüm. Bu nedenle denemek, sonucu kontrol etmek ve gerektiğinde farklı çözümler aramak yine öğrenme sürecinin bir parçası olarak kaldı.

2026: Teknolojiyi kullanmaktan geliştirmeye

2026 yılına geldiğimde teknolojiyle ilişkim başka bir noktaya doğru ilerlemeye başladı.

Python’la daha fazla ilgilenmeye başladım. Aynı zamanda WordPress temaları geliştirmeyi denedim.

İlk çalışmalarım arasında bir haber teması vardı. Defalarca denememe rağmen istediğim sonucu elde edemedim. Bunun üzerine çalışmayı bırakmak yerine farklı bir alana yönelerek blog teması geliştirmeye başladım.

Bu çalışmaların sonunda bugün ahmetcabitci.com.tr’de kullandığım blog arayüzü ortaya çıktı. Geliştirme sırasında, özellikle CSS tarafında yapay zekâdan kodlama desteği aldım.

Benim açımdan asıl değişim başka bir yerdeydi.

2022 yılında kendi sitem açıldığında alan adı yönlendirmenin nasıl yapıldığını dahi bilmiyordum ve siteye içerik girmeyi öğreniyordum. Dört yıl sonra aynı sitenin arayüzünün geliştirilmesiyle uğraşıyordum.

Ardından Python ile CBTC Müzik İndirici projesi üzerinde çalışmaya başladım.

Projenin geliştirilmesi bugün de devam ediyor. Windows sürümü geliştirilmeye devam ederken Android sürümü üzerinde de çalışmalar sürüyor.

2007’de başkasının geliştirdiği bir programı JAWS ile kullanabilmek benim için önemliyken bugün kendi yazılım projem üzerinde çalışıyor olmam, teknolojiyle kurduğum ilişkinin ne kadar değiştiğini gösteriyor.

Teknoloji gelişti; peki erişilebilirlik sorunu bitti mi?

Hayır.

Bugün kullandığımız ekran okuyucular çok daha fazla imkân sunuyor. Akıllı telefonlar yerleşik erişilebilirlik özellikleriyle geliyor. Yapay zekâ görseller hakkında açıklamalar üretebiliyor ve teknik bir sorun yaşadığımızda bilgiye ulaşmak geçmişe göre çok daha kolay olabiliyor.

Fakat ekran okuyucuyla kullanılamayan uygulamalar hâlâ karşımıza çıkıyor. Etiketi bulunmayan düğmeler, düzgün hazırlanmamış formlar ve erişilebilirlik düşünülmeden oluşturulmuş web siteleri hâlâ var.

Bu nedenle teknolojik gelişmeyle erişilebilirliği birbirinin aynısı olarak görmemek gerekiyor.

Bir uygulamanın yapay zekâ kullanması o uygulamayı kendiliğinden erişilebilir yapmaz. Erişilebilirlik, ürünün tasarım ve geliştirme sürecinin başından itibaren düşünülmelidir.

Web tarafında bunun yıllardır oluşturulmuş kuralları bulunuyor. W3C Web Accessibility Initiative, örneğin bilgi veya işlev taşıyan görseller için uygun metin alternatifleri sağlanmasını öngörüyor. Böylece görseldeki bilgi ekran okuyucu tarafından seslendirilebiliyor veya Braille olarak sunulabiliyor.

Yapay zekâ bunlara yardımcı olabilir ancak bunların yerini almamalıdır.

Peki nereden nereye geldik?

Ben bu sorunun cevabını yalnızca bilgisayarların işlemci hızında, telefonların özelliklerinde veya ekran okuyucuların sürüm numaralarında aramıyorum.

Kendi teknoloji yolculuğuma baktığımda değişimi daha açık görebiliyorum.

MSN’de JAWS ile mesajlaşmaktan internet radyosunda yayın yapmaya; mesaj göndermek için bilgisayarın başına geçmekten WhatsApp sayesinde cebimdeki telefonla iletişim kurmaya geldim.

Fotoğrafları birbirine karıştırmamak için galerimde kendi yöntemimi uygularken bugün yapay zekâdan bir görsel hakkında açıklama alabiliyorum.

Bir zamanlar ücretsiz servislerde web sitesi kurmayı denerken bugün kendi web sitemin arayüzü üzerinde çalışabiliyorum. Bir sunucunun nasıl kurulacağını bir başkasının anlatımıyla öğrenirken zaman içerisinde sunucuda karşılaştığım sorunları araştırıp çözmeye başladım.

Ve bir zamanlar başkalarının geliştirdiği programları ekran okuyucuyla kullanırken bugün kendi yazılım projemi geliştirmeye çalışıyorum.

Benim açımdan görme engelliler için teknolojideki gerçek ilerlemeyi yalnızca cihazların ne kadar geliştiğiyle ölçmek yeterli değil. Önemli olan, bütün bu gelişmelerin bağımsız olarak neler yapabilmemize imkân verdiği.

Yaklaşık yirmi yıllık kendi teknoloji yolculuğuma baktığımda değişimi en iyi anlatan şey benim için şu:

Bir zamanlar başkalarının geliştirdiği teknolojileri nasıl kullanacağımı öğreniyordum. Bugün ise kullandığım teknolojilerin nasıl geliştirildiğini öğreniyor ve kendi projelerimi ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

Henüz yayımlanmış yorum bulunmuyor. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.